olayı neresinden ele alsam çürük. ben böle komik, böle saçma bi durum görmemiştim gerçekten. en iyisi aklıma geldikleri sırayla anlatmak. bu cumhurbaşkanı seçme işinden bahsediyorum tabi ki. ilk göze çarpan veya batan tarafı hala metin uca komiği dışında bi adayımız olmaması (aslında yarbay bilmemne diye bi akp milletvekili de adaylığını açıkladı ama onu metin uca kadar bile ciddiye alamadım nedense). bu kadar saçma ve çocukça bişiy olabilir mi ya? hadi akp son ana getirip katakulliyle işi bitirmek istiyor diyelim. işte adayları çok fazla kurcalanmadan, basın aday(lar)ın bütün kirli çamaşırlarını ortaya dökmeden bu seçim işini aradan çıkarıp asıl meseleleri olan genel seçime odaklanmak istiyolar mesela. peki aday göstermek akp’nin görevi mi? bu meclisin 1/3′ünden fazlası akp’li olmayan insanlardan oluşuyor. bu bizim paramızla bizim adımıza yasayacak insancıklar neden boş duruyo? yani hani çok bölük pörçük de diiller. deniz baykal zekisi neden çıkıp da biz bu adamı öneriyoruz cumhurbaşkanlığına demiyo? aslında çok belli. bütün isyanlarına, içler acıtıcı milliyetçi/atatürkçü/devletçi/statikocu açıklamalarına rağmen akp dışındaki partilerin tümü recep tayyip erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını istiyolar. o cumhurbaşkanı olsun ki, genel seçimlerde akp biraz oy kaybetsin belki biz nasipleniriz düşüncesiyle ağızlarının suyu akıyo hepsinin. ama sadece genel seçimlerdeki kazançları yeterli olamayacağı için bi de istemiyomuş gibi yapıp askere yaranmak/irtica paranoyasına tutulmuş insanları da kendi saflarına çekmek gibi hevesleri var heralde. tabi ki akp’nin de iktidar partisi olarak bugüne kadar çoktan, mesela bence 6-7 ay öncesinden, cumhurbaşkanlığına düşündükleri ismi/isimleri açıklamış olmaları gerekirdi. ama demek istediğim şu an yaşadığımız saçmalık akp’nin suçu olduğu kadar bu mecliste temsil edilen bütün diğer partilerin, bağımsızlarındır.
olayın bi başka saçma tarafı da, bu biraz daha derin, cumhurbaşkanlığını, seçilmişlere yani bizim temsilci olarak görevlendirdiğimiz, bizim için bizim bazı haklarımızı ve güçlerimizi kullanmaları için yetki verdiğimiz millet vekillerine, yine onların arasından seçilicek bir adam olarak onların verebileceği yanlış kararları düzeltecek bir mercii gözüyle bakmak. daha kısa anlatmak gerekirse, normal koşullar altında yüksek yargıdan beklenicek, yasama ve yürütme işlemlerinin hukuka uygunluğu konusunu denetleme görevini ne yazık ki cumhurbaşkanından beklemek. ne yazık ki son örnek olan ahmet necdet-suratsız- sezer bu makamı yukarda anlatıldığı biçimde kullandığından, sanki doğrusu buymuş gibi bir izlenim oluştu bizde. bana kalırsa zaten seçilerek başa gelmiş insanları denetlemek için yine seçilenlerin seçtiği bi adamdan medet ummak kadar zavallı bi durum daha yoktur. tamam, yasayla bu makama tanınan yetkiler cumhurbaşkanlığını bi denetleme kurumuymuş gibi kullanmaya izin veriyo. ama bana kalırsa da esas saçmalık orda ve esas düzeltilmesi gereken yer orası, yasa. cumhurbaşkanlığı bir simgesel devlet başı olmanın dışında birşey olmamalıdır. yüksek yargı görevini yerine getirmeli-ki zaten fazlasıyla aktifler özellikle akp iktidar olduğundan beri- ve zavallı siyasetçilerimiz seçmenleri dışındakilerden-derin devlet, tsk, cumhurbaşkanı gibi- destek alma ihtiyacından vazgeçmelidirler.
bunu söylemişken biraz daha konu dışına taşmakta bi sakınca göremedim. bana kalırsa zaten cumhurbaşkanı olsa da olmasa da -ki benim gerçekten inandığım sistem cumhurbaşkansız olanıdır- hükümet edicek zümre yani yürütme yetkimizi belli bir süreliğine devredeceğimiz bakanlar kurulu ayrı, yasama yetkimizi devredeceğimiz meclis ayrı seçilmelidir. başbakanı, kabinesini de bilerek seçeceğimiz süreç, ikinci tura ilk turdan en yüksek oy alan iki adayın çıkacağı iki türlü bir seçim olmalıdır. meclis ise en fazla %2′lik bir barajla -ideali baraj olmamasıdır- bugünki genel seçimlere benzer bi biçimde seçilmelidir. bu sistem hem meşruluk tartışmalarına son verir, hem ülkeyi bir seçimden diğerine yönetecek hükümet belli olduğundan bölünmüç meclislerden çıkan koalisyon hükümetleri kabusunu bitirir, hem barajsız bir meclisle doğru bir temsil sağlar, hem de yürütme yetksini elinde bulunduran bakanlar kurulunu, büyük ihtimalle mecliste ezici çoğunluk olamayacakları için, mecliste geniş tabanlı uzlaşılar aramak zorunda bırakır. (bu kadar uzun uzun anlattığım sisteme başkanlık sistemi de denebilir ama ben demiyorum bazı ufak farklar yüzünden.)
bu bi üstteki paragrafta anlattıklarımla beraber bence yasama ve yürütme yetkimizi nasıl doğrudan seçimle devrediyorsak yargılama yetkimizi de doğrudan seçimle devrediyor hale gelmemiz gerekir. yani bütün yargıçları ve savcıları seçmesek de en azından yüksek yargı hakim ve savcıları seçimle iş başına gelmelidir. bu sayede halkta değişen ama devletin derinlerinde hiç değişemiycek hassasiyetlere yargının dikkat etmesi sağlanır. örneğin, halk darbe günlükleri olduğu iddia edilen metinlerin yayınlnmasından sonra bu işin ciddi ciddi soruşturulmasını ve gerçeklerin öğrenilmesini beklerken seçimle iş başına gelen bir savcı hiç sesini çıkartmadan oturamaz. veya bireysel özgürlükler konusunda halkın tersine kararlar veremez seçilen bir yargıç.
çok da uzatmıyım. sonuçta bütün bunlar cumhurbaşkanı seçmek gibi standart bir işlevini yerine getirirken bu kadar debelenen siyasilerimizin aklıma getirdikleri. yazıyı bu seçimle ilgili tahminlerim ve dileklerimle bitiriyim en iyisi. ben başbakan’ın cumhurbaşkanlığına aday olucağını sanmıyorum. hafta içinde gazetlerede okuduğum nimet çubukçu ihtimali ise hoşuma gidiyo bu simgesel makama oturacak kişinin de simgesel bi önemi(ilk kadın cumhurbaşkanı) olması bakımından, kendisini çok iyi tanıdığımdan veya bildiğimden diil. hemen başbakan da açıklıycakları ismin bizi baya şaırtıcağını düşünüyo. halkı bi kadının cumhurbaşkanlığına aday olmasından daha fazla şaşırtıcak tek durum da heralde akp’nin deniz baykalı falan aday göstermesi olabilir. :)
fikirler kategorisinde yayınlandı
Etiketler: aklıma takılanlar, fikirler, politika