iskenderun yolcusuyum

•10 Aralık 2008 • 3 Yorumlar
mekanize piyade

mekanize piyade

iskenderun 39. mekanize piyade tugay komutanlığına yol gözüktü. 6 aylığına güneye gidiyorum… bakalım ne menem bi yer? gidince yazabilirsem yazıcam. netten aradım, doğru düzgün bişiy yazmıyo. bu sayfalar belki de bu manada geçerli bilgi kaynağı da olabilir hani. burda bişiy yoksa http://uymasadakodum.com/askerden-mektuplar/ adresinde yazıcam kesin, tabi fırsat verirlerse.

haydi kalın sağlıcakla…

askere gidiyorum!..

•1 Aralık 2008 • Yorum Yapın

bi kaç haftaya askere gidiyorum. ilginç bi durum. tanıdığım ve durumdan haberdar olan herkes, ya da çoğu insan diyim, bi garip davranıyolar bana. iki haftadır canım ne çekti desem annem kalkıp yapıyo mesela :). veya geçenlerde doğum günümdü, aldığım hediyeler şöyle: casıq marka asker saati, küçük silah şeklinde bi anahtarlık, el bombası şeklinde çakmak. garip.. işin en absürd tarafı benim öle değişik bi hissiyat içinde olmamam. yani gitcez gelcez falan gibi düşünüyorum. hatta bi yere gidiyomuşum gibi de gelmiyo. bi tek şu “teslim olma” lafına kıl kapıyorum. onun dışında bi sıkıntım yok.

bi de garip kamplar var. çşitli dantel arkadaşlar 21. yüzyılda askere mi gidilir, sisteme karşı direncini mümkün olduğunca askere gitmeyerekten gösterecektin olum şeklinde ifade ediyo. bunun yanında aile, hatta sülale, hah askere git gel de artık adam ol kıvamında. bi kaç kendini bilmez askerlik de bitsin, artık sıra evlilik çocuk falan modunda. genel hava olumlu ama işte çatlak sesler de yok diil. (bu ne lan kamu oyu yoklaması gibi şeyettim)

neyse sonuç itibariyle gitcez, gelcez. askerden dönene kadar çok yazamam buraya heralde. illa senin yazdıklarını okuycan triplerinde olan biri varsa ona uymasadakodum.com‘u tavsiye ediyorum.

sağlıcakla.

ak-kara

•8 Mayıs 2008 • Yorum Yapın

sanki bi ak bi de kara blogum var. ve sanki bu blog ak’a daha yakın. gerçi benim bütün eforlarıma karşın site bi nevi intihar etmek istediğini düşünen insanların buluşma noktası haline dönüştü ama en azından ufak çaplı da olsa bi kitlemiz var işte. yanlış anlaşılmasın kimseyi küçümsemiyorum. ama devamlı yorumcularımıza baktığımda da intiharla ilgili en fazla konuşanların dönüp dönüp yeniden yorum yazdığını görüyorum. eğer öbür dünyada internet bağlantısı yoksa bu insanlar intihar etmiyo demektir. e kuzum madem intihar etmiyceksin, ne diye insanlara ilaç ismi falan soruyosun? o intiharla ilgili yazı da bi kere daha söliyim karikatürize bi yazıdır. ben intihar etmek isteyen insanların benden nefret ediceklerini falan düşündüydüm hatta o yazıyı yazarken. öle olmadı, bi nevi buluşma noktası oldu burası. şikayetçi diilim.

ha sonuçta bu bi bilgilendirme yazısı. benim neler yazdığımı, intihar dışında, merak edenler http://uymasadakodum.com adresinden bulabilirler beni. orası bi miktar daha kara, bi miktar daha sıkıcı. burda da bundan sonra daha ak ve hatta belki de keyifli yazılar beklenebilir. ilgilisine duyurulur.

seçim ‘07

•23 Temmuz 2007 • Yorum Yapın

çok da hoşuma gitmeyen bi seçim süreci sonunda postallı cumhuriyet mitingcileri, eli maşalı panik ve korku üreticileri ağızları açık kaldılar. chp’den bu sonuçların “rasyonel” nedenlerle açıklanamayacağını iddia eden bile çıktı. sırf bu bile chp’nin bize ne kadar uzak olduğunun bi göstergesi. seçim sonuçlarına göre nerdeyse oy veren her iki kişiden birinin oyunu almış gözüken akp’nin bir kitle partisi olduğunu anlayamıyorlar bi türlü. milletin askerin veya asker güdümlü yargının gücüyle bi yere gelmek isteyenleri iktidara taşımaması kadar normal ne olabilir ki? tabi ki millet oy vererek yasama ve yürütme yetkilerini 5 yıllığına devretittiği partiden kendisini temsil etmesini, milletin istediklerini yapmasını bekliyor, postallıların diil. bundan daha mantıklı, bundan daha temel, bundan daha öz bir neden olabilir mi?

ama chp “biz”den o kadar uzak ki, halkı dinci öcülerle pkk lı tü kakalarla korkutarak bile oylarını arttıramamıştır. arttıramadığı gibi bi de nerdeyse hiçbir propaganda yapmayan mhp’yi de meclise taşıyarak bugüne kadar varolan en sağcı sol parti ünvanını da şeref hanelerine yazmayı başarmıştır. chp’ye artık milliyetçi militarist mi denir, ürkek-korkak-devletçi-hantal yalancı-demokrat mı denir bilemiyorum ama sosyal demokrat denmemesi gerektiğinden eminim.

sonuçlarından mutlu olsam da başta dasöylediğim gibi seçim süreci beni hiç tatmin etmedi. istisnasız hiçbir parti somut programlar, planlarla gelmedi seçmen karşısına. hatta chp seçmenin neden kendisini seçmesi gerektiğin diil neden akp’yi seçmemesi gerektiğini anlattı durdu meydanlarda. (bence mhp’nin geçen seçime göre oylarını bu kadar arttırabilmiş olmasının en büyük nedeni chp’nin korku politikalarıdır.)  hala daha günün birinde partilerin seçmeni adamdan sayarak doğru düzgün planlarıyla karşımıza geleceklerin umuyorum.

bi diğer ilginç durum da bağımsızların patlaması oldu heralde bu seçimde. bence çok iyi yaptılar. yasalardı yollarını kapatan, onlar da yine yasal olarak meclise girmeni bi yolunu buldular. ha çoğu insan gibi çok umutlu diilim meclise giren 30 kadar bağımsızdan. öle aman aman bişiy yapabiliceklerine ihtimal vermiyorum. belki dtp listelerinden girenlerin kürt sorununun çözümüne yönelik adımları olabilir ama mesela ufuk uras arada entel dantel konuşmalar yapmak dışında çok da bişiy yapamaz gibi geliyo bana. bu adamı sevmediğimden falan diil, sistemin öle 550 de bir kişiyle çok etkilenebiliceğine inanmamamdan.

ayrıca tabi bi de mecliste grup kurma şansı yakalayan dtp’li bağımsızlar (ironiye gel) var. bu partinin öncülü sayılabilicek dep’li milletvekilleri inönü vasıtasıyla yanlış hatırlamıyorsam 91 seçimlerinde shp listelerinden meclise girmişlerdi. hatırlanıcağı gibi meclis kürsüsünde kürtçe yemin etmek ve slogan atmak yoluyla ortalığı birbirine katmış, sonrasında türkiye’ye de ciddi zarar veren uzun ulusal ve uluslararası yargı sürecini tetiklemişlerdi. umarım bu seferki tavırları gelişmekte ve sindirilmekte olan demokrasi ve özgürlükler kavramlarına ket vurur yönde olmaz. ben bi partinin bütün türkiye’yi temsil etmesi gerektiğine de inanmıyorum. kavgacı olmadıkları sürece tabi ki kendilerine oy vererek meclise taşıyan kürt kökenli türkiyelilerin temsilcisi olucaklar, onların sorunlarına çözüm önerileri getiricekler. bir partini meşru olması için illa da 72 milyonun partisi olması gerekmez hatta bence olamaz.

bütün bunların yanında menderesin DP’sinden sonra ilk defa iktidardayken oylarını arttırarak ezici bi üstünlükle seçimden çıkan AKP’nin geleceğinin DP’ye benzememesini de içtenlikle umuyorum.

son not: aslında hiç hazetmediğim mehmet ağar da bugün itibariyle en azından onurlu biri olduğunu bana kanıtlamıştır. aynı davranışı çok da sayın olmayan deniz baykal’ın da göstermesi türk solu için çok hayırlı olacağa benzer. (baykal’ın yüzsüzlük katsayısı o kadar yüksek ki; bence geçen seferki gibi istifa etse bile “partililer bensiz yapamadılar”, “genel merkezin anahtarı bi tek bende var” falan gibi komik dötümle gülüceğim bi mazeretle  yine TSK’da çalışmaya, pardon CHP’nin başkanı olmaya devam edicektir.)

refleksin kitlesel olan cinsinden istiyoruz canım

•11 Haziran 2007 • 4 Yorumlar

refleks nedir? dışardan gelen bazı uyaranlara karşılık bazı kasların “istemsiz” olarak kasılarak hareket ettirmekle yükümlü oldukları uzuvları veya bölümleri hareket ettirmesidir. (bu cümlede hatırda kalması gereken bölüm: istemsiz, yani bilinçsiz, yani farkında olmadan, yani kalbimizin atması gibi bişiy, biz istemeden olan biten şeyler, göz kırpmak gibi)

peki bizi korumak için maaş alan askerimiz ne dio? kitlesel refleks gösterin diyo teröre karşı. yani kitleler halinde bilinçsiz ne yaptığınızı bilmez halde gidin “barış, özgürlük ve demokrasi gibi insanlığın yüksek değerlerini terör örgütüne paravan olarak kullanan kişi ve kuruluşları” yakın, yıkın, şöyle bi rahatlayın, bi oh çekin ardından diyo. e bu ”oh”un ardından gelicek cümle şundan farklı olamaz heralde:

 oh be ben de kitlesel refleks gösterdim heralde ne güzel oldu. artık terör merör kalmaz. hadi hep beraber demokrasi veya insan hakları diyenleri öldürelim! önce ahmet kaya t-shirt ü giyenlerden başlarız. yarın kürt kökenli vatandaşlarımı, sonra ermenileri, eh elimiz değmişken TÜRK olmayan herkesi bi güzel temizleriz, sonra da burda mutlu mesut yaşarız!”

yaw, resmen toplu halde çıkın terörist olabiliceğini düşündüğünüz, veya teröristlere yardım ediyor olduğuna inandığınız insanları DURDURUN diyo! bu ülke insanlarının güvenliğini sağlamak için maaş alan, T.C’nin seçilmiş başbakanına bağlı olan bir kurum yine bir gece yarısı böle saçma sapan ne dediği anlaşılmayan bi bildiri yayınlıyor. işin en kötü tarafı ise bu durumu eleştirmek isteyen hükümete veya muhalalefete karşı gözü kara cesur yazılar yazan gazeteciler bile yazılarına önce orduyu ne kadar sevdiklerini anlatarak başlıyolar asker düşmanı ilan edilmemek veya yarın obür gün askere hakaretten yargılanmamak için.

büyük çoğunluğun garip bi şekilde yayınlanmasının yanlış olduğuna inandığu bu bildiri nedeniyle, tsk ne bir özür diliyor, ne bir savcı toplumu kışkırttığı gerekçesiyle tsk aleyhine dava açıyo, ne de bu ülkenin seçilmiş başbakanı ve sözde seçilmiş siyaset dışı asık suratlı varlık ahmet necdet sezer’i (kendisine bu ülkenin cumhurbaşkanı demiyorum çünkü cumhurbaşkanının görev süresi çoktan bitti ve o asık suratlı anayasa hukukçusu oturduğu makamı şu an itibariyle işgal ediyor.) tsk’nın başı genelkurmay başkanını görevinden alıyor. çünkü tsk ülke içinde başka bi ülke gibi davranıyo, sanki hepimiz için geçerli olan hukuk kuralları onlar, o yüce varlıklar için geçerli diil.

bu ülke için savaşana, kan dökene, arkadaşlarını, babasını, oğlunu kaybedene hiç bi lafım yok. ama oturduğu koltuktan kalkmadan; cumhuriyet kurulduğundan bu yana kurum olarak sahip oldukları iktidarlar üstü iktidarı kaybetmemek için ülkeyi iç savaşa sürükleyebilicek laflar edenleri hazmedemiyorum!

benim vicdanım bu insanların bu kadar saygı görmesini kaldırmıyor! benim aklım ordunun hala bu ülkede en çok güvenilen kurum olmasını almıyor! ama ben “biz”e inanıyorum en az ”ben”e inandığım kadar!

dışardan türkiye manzaraları

•7 Haziran 2007 • 1 Yorum

bazı olaylar var ki yaşarken ne kadar absürd, ne kadar anlamsız ve gereksiz olduğunu bitürlü anlayamıyoruz. şu son iki aydır, 27 nisandan beri olup bitmekte olanlar türkiye’de buna çok güzel bi örnek. tam muhtıra öncesi hollanda’ya geldim ben. ve o günden beri türkiye’de ne olup bittiğini burdaki arkadaşlara anlatmaya çalışıyorum. pek bi aşama kaydettiğimi söyleyemiycem. ingilizcem yetersiz olduğundan diil, konu o kadar saçma ve bi avrupalı için o kadar anlamsız ki, genel olarak ne olup bittiğin anlasalar bile neden, niçin sorularına cevap bulamıyolar. ben anlatmaya çalışıyorum askerlerin, ülkenin seçilmiş hükümetine web siteleri yoluyla ihtar vermiş ve bundan sonra hiçbir şekilde yargılanmamış olmalarını, ama o zaman darbe mi oldu türkiye’de diyolar.

demokratik olarak seçilmiş bi hükümetin yönetimde olduğu, hukukun üstünlüğüne inanan bi ülkede, rejimi silah yoluyla ele geçirme sinyalleri veren türk silahlı kuvvetlerinin veya tsk yönetim kademesinin nasıl olup da haklarında bir soruşturma bile açılmadan paçayı kurtardıklarını avrupalı dimağı almıyor işte kardeşim!

hergün ne olup bittiğini gazetelerden takip etmeye çalışıyorum. bütün büyük gazeteleri okuyorum. bi de bazı takip ettiğim köşe yazarları, bloglar falan var. ama ilginç bişiy, benzer haberleri türkiye’deyken okursam daha fazla etkileniyorum. burda, hollanda’da genelde gülüyorum ve üzülüyorum.

merak ediyorum neden olmuyo? bizde eksik olan ne? genetik bişiy mi? nedir? mesela neden seçim öncesi hala hiçbir parti önümüzdeki yasam dönemiyle ilgili programlarını açıklamıyo? en önemli iş aday listelerini belirlemek mi? mesela önümüzdeki 5 yıl için planlarını, bu ülke için yapmak istediklerini gerçekçi, ekonomik altyapısıyla birlikte halka anlatmıyo kimse? çok mu zor? hayır! sorum bizlerin bunu onlardan talep etmemiş olmamız! gereksiz paranoyalarla tek önceliğimizi içi boşaştılmış laiklik ve atatürk ilke/inkilaplarına ayırdığımız için, partilerde sadece bu içi boşalmış terimlerle siyaset yapıyolar!

son bi temenni ile bitsin bu ortak noktası olmayan paragraflar bütünü. umarım akp, hem de ezici bi çoğunlukla-%60 falan-, 22 temmuz seçimlerini kazanır! akp’ye ayılıp bayıldığımdan da diil aslında, beğendiğim bi sürü icraatları var ama yine de ölümüne tutkulu olduğum bi kurum diil. ama istiyorum ki geçen 4 sene boyunca salak saçma meşruiyet tartışması yapanlar, son bi kaç ayda laiklik de laiklik die kıçlarını yırtanlar, belindeki silaha güvenip kendini, hizmet etmekle yükümlü olduğu halkın iradesinden yüksek görenler, halk seçmezse askerle geliriz diye egemenliğin bi şaka olduğunu zannedenler 23 temmuz sonrası eşekten düşmüşe dönsünler! ne olduklarını şaşırıp 23 temmuz gününden bu dünyayı terkedicekleri güne kadar “biz nerde yanlış yaptık ya” diye düşünsünler!

ve yine istiyorum ki bu bağımsızlar hareketi ses getirsin ve meclise bugüne kadar görülmemiş çoğunlukta bağımsız girsin! bugüne kadar denenmemiş olmasına bile şaşırıyorum aslında. istiyorum ki meclisin ana muhalefeti bağımsız olarak meclise giren milletvekillerinden oluşsun ve zavallı CHP grup bile kuramasın. :D hehehehe, gerçekten harikalar diyarının tarifi gibi oldu benim için.

aliye öztürk

•3 Mayıs 2007 • Yorum Yapın

biraz geç kalmış bi yazı oluyo ne yazık ki, keşke cumhurbaşkanlığı seçimleri başlamadan fark edebilseymişim. ama olsun. geç olsun da güç olmasın. yine siyasal ufuk hareketi ve genç siviller tarafından desteklenen bir cumhurbaşkanı adayımız aliye öztürk. buyrun kampanya afişi ve videosu aşağıda.

aliyeozturk.jpg

Siyasal Ufuk Hareketi ve Genç Siviller!

•3 Mayıs 2007 • 1 Yorum

bugünün radikal’inde perihan mağden’in bir yazısıyla tanıştığım bu iki oluşumu da yürekten destekliyorum! perihan mağden’in de yazısında alıntıladığı bildiriyi yüzde yüz katıldığımı belirterek burda kullanıyorum.

Dersimiz Demokrasi:
Sınıfta Kalanlar ve Sınıfı Geçenler

Bizler Türkiye Cumhuriyeti’nin amatör vatandaşları, gençler olarak bugüne kadar herhangi bir askeri darbeye, muhtıraya gün be gün şahitlik etmemiştik.

27 Nisan’da biz de milli olduk. Ve en kötüsü de bu ülkede darbeler nasıl meşruiyet kazanır, darbelere karşı neden direnilmez sorularına net cevaplar almış durumdayızHayal kırıklığı ve utanç içindeyiz. Bugün Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde muhtıra ve 367 oy saçmalığıyla hukuk ve demokrasi ayaklar altına alınıyor.

‘Ama AKP’ye destek veriyor durumuna düşmeyeyim’ sendromu yüzünden aralarında demokrat bilinenlerin de olduğu pek çok kişi, kurum, çevre şimdiden çuvallamış durumda.

AKP’ye kim hangi gerekçeyle karşı olursa olunsun, bir muhtıra varsa siyasi tartışma yapılamaz.Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkanlar olabilir ama meşruiyetinden kuşku duyulamayacak bu seçimi engellemek için uydurulan hukuki yorumlara, yayınlanan muhtıralara tepkisiz kalmak, net duruşlar ortaya koyamamakkabul edilemez.‘Muhtıra oldu, halk da muhtıracıları destekledi, çekilsin, seçime gidilsin’ demek ise muhtıracıların taleplerini dillendirmektir.

Bunun 1961′de aday olmaması için açıkça dönemin paşaları tarafından ölümle tehdit edilen ‘Ali Fuat Başgil zaten sağcı, ordu da istemiyor, uzlaşma olsun Cemal Gürsel seçilsin’ demekten, 1973′te ‘askerler meclisi bastı, Ecevit’i tehdit etti, istikrar için Faruk Gürler cumhurbaşkanı seçilsin’ demekten, hiçbir farkı yoktur.

Tarih bunu böyle yazacak.

Bu kadar darbe geçirmiş ‘demokrat büyüklerimizin’ bu çıplak gerçeği görecek bir deneyimi ve entelektüel özgüveni biriktirememiş olmaları ümit kırıcıdır.

Demokrasi bu kadar pragmatizmi kaldırmaz. Bir muhtıranın yarattığı kaostan siyasi medet umanlardan biz hiçbir medet ummuyoruz.

Her darbenin kendince haklı gerekçeleri olabilir. Olayları darbeye, muhtıraya götüren süreçte elbette hükümetlerin de hataları vardır. 27 Mayıs’ta da, 12 Mart’ta da, 12 Eylül’de de, 28 Şubat’ta da.

Ama hiçbir gerekçe bir darbeyi haklı çıkarmaz.

Bir ülkede askerler muhtıra verdiğinde, kanaat önderleri, siyasetçiler, akademisyenler, gazeteciler hükümetin muhtıraya gelen süreçteki hatalarından dem vuramazlar.

Siyasi analistçilik oynamazlar.Muhtıraya karşı çıkarlar.Çünkü bir muhtıra varsa siyaset bitmiştir.

Önce yapılması gereken muhtıraya karşı çıkmaktır.

Bugün siyasi tarih yazmak değil, yapmak günü.Bugün bu muhtıraya karşı çıkmayanlar, bundan 20 yıl sonra bu muhtıranın tarihi yazılırken muhtıraya göz yuman erken analistler olarak darbe tarihimizdeki şanlı yerlerini alacaklardır.Muhtıraya destek vermesi beklenenler bizleri yanıltmadı. Onlara omuzlarına taktıkları yeni rütbeleriyle başarılar.

Ama ya demokrat bildiklerimiz!

Demokratlık zor zamanlarda belli oluyor.

Türkiye’de demokratlığın sadece kendine demokratlık olduğunu 27 Nisan’dan bugüne geçen birkaç gün içinde içimiz acıyarak yeniden görmüş olduk.

Ve Türkiye’de bu otoriter sistemin nasıl bir dengeler mekanizması kurduğunu, zencileri zencilere kırdırarak ayakta kaldığını çıplak biçimde anlamış olduk.

Ortada açık bir askeri müdahale varken ve bir gazetenin reklam kampanyalarıyla şişirilmiş taktiksel bir ‘irtica geliyor’ söyleminden başka ciddi açık bir tehlike görünmezken ‘ne darbe ne şeriattan’ başka bir şey söylemeye dilleri varmayanları, bir denklem kurmadan, tepkisini hükümsüzleştirmeden muhtıraya karşı çıkamayanları, bugüne kadar çok eleştirdikleri 12 Eylül’ü destekleyen muhafazakarlarla aynı demokrasi cehennemine gönderiyoruz.

Artık ne 12 Mart’da, ne 12 Eylül’de gördüğünüz işkenceler, yaşadığınız mağduriyetlerle ilgili hikâyelerinizi dinleyeceğiz, ne de 12 Eylül’e destek veren ya da ses çıkarmayanlar hakkında okuduğunuz lanetleri.

Bundan sonra ötekini anlamak, farklılık, demokrasi, AB kriterleri, hukuk devleti üzerine yazdıklarınızı okumayacağız, yaptıklarınızı takip etmeyeceğiz.

Demokrasi sınavı devam ediyor, hala bu ders geçilebilir. Tum sivil demokratik güçleri siyasi çekincelerini bir tarafa bırakarak muhtıraya karşı demokratik süreci desteklemeye davet ediyoruz.Demokrasi tarihimizin kabarık sınıfta kalanlar listesine girmemek için!

SİYASAL UFUK HAREKETİ

bu bildiriye kelimesi kelimesine katıldığımı bi kez daha belirtmek isterim. ayrıca bu iki oluşumla ilgili daha fazla bilgi almak için sizi web sitelerini ziyaret etmeye davet ediyorum. www.suhareketi.org ve www.gencsiviller.net adreslerinden ulaşılabilir web sitelerine.ayrıca bi de olurda siteyi ziyaret etmeye zamanınız yoksa bi duyurularını da burdan tekrarlamak istiyorum.

 VİCDAN, DEMOKRASİ, HUKUK ARIYORUZ!
4 Mayıs 2007 Cuma- 20:00
İstanbul Taksim Tramvay Durağı-
Ankara Yüksel Caddesi

21. yüzyılda muhtıra vererek, bizi elaleme bir kez daha rezil eden askerlerin,
Darbe için can atan “sivil” toplum örgütlerinin,
Hazır ola geçen bir Anayasa Mahkemesinin,
Durumdan vazife çıkaran devlet partilerinin,
“Tecavüzcü suçlu ama kız da mini etek giymeseydi” diyen aydınların, gazetecilerin, televizyon yorumcularının
yaşadığı bu ülkenin sokaklarında
el fenerlerimizle
VİCDAN, DEMOKRASİ ve HUKUK arıyoruz.
El fenerini, ışıldağını alıp İstanbul’da Taksim Tramvay Durağı,
Ankara’da Yüksel Caddesi’ne gelirsen tam süper olacak!
4 Mayıs 2007 Cuma- 20:00

umarım şu postallı sivil meydan muharabesi türündeki yürüyüşlerden çok daha fazla insanın toplanıcağı bi buluşma olur, umarım böyle düşünen çok çok çok binlerce insan vardır. biz sesimizi duyurmadıkça postallar kendilerini bu milletin efendisi sanmaya devam edicek! 4 Mayıs Cuma!!!!! 

hukuk’umu kaybettim, hükümsüzdür!

•2 Mayıs 2007 • 1 Yorum

super ya! tam olarak sahane hakkaten de! anayasa mahkemesi oyle bi karar aldi ki dun, bence bundan 50 sene sonra hukuk fakultelerinde “iste anayasa mahkemesi kendini bi siyasi parti zannederse ne olur” seklinde derslere konu olucaktir! gercekten bu kararin altindaki 11 imzayi da bu ulke yillarca unutmiycaktir.

su anda bi gorus birligi yok bu konuda ama unutmamak gerekir ki olaylar daha cok sicak. uzerindan en az bi 20 yil gectikten sonra eminim ki buyuk bi cogunluk tarafindan “anayasa mahkemesinin chp’ye teslim oldugu gun” olarak hatirlanicaktir 1 mayis, isci bayrami olmasinin yani sira.

ne yazik ki liselerde tarih kitaplarinda yer alicaktir diyemiyorum bundan 20,50 veya 100 yil sonra; cunku gariptir, ortaokul-lise tarih kitaplarini hazirliyanlar(onlara hazirlatanlar) icin bundan 5000 kusur sene oncesi bundan 47 veya 27 sene oncesindan daha onemlidir. bundan bi onceki yaziyi okuduysaniz eger, ordunun bu ulkede yillardir neler yaptigini okullarda ogrenmemize, kimlerin izin vermedigi gayet acik olucaktir sanirim.

not: hala turkce bi klavyeye ulasamadim, basligi da ingilizce klavyeyi turkceymis gibi kandirarak yazdim ama butun yaziyi o sekilde yazmank cok zaman alicagindan bole turkce karakter yoksunu bi yazi oldu. kusuruma bakmayin.

boyle sacmalik olur mu?

•1 Mayıs 2007 • 2 Yorumlar

bu yaziyi hollanda’da bir arkadasin bilgisayarindan yaziyorum. bu nedenle turkce karakter eksikligim var. kusura bakmayin.

okuduklarima inanamiyorum bi kac gundur. cuma gunu geldim buraya ve o gunden beri anlayamadigim bi suru olay oluyo turkiye’de. yine genelkurmay kendini bu ulkenin sahibi gibi gorup, bu ulkenin secimle basa getirdigi (secim sistemi hatali olabilir ama yasalarla belirlenen secim sistemini yine bu ulkenin vatandaslarinin basa getirdigi meclis uyeleri cikartmistir, dolayisiyla atanmis bi grup savas sevdalasinin bu sistemi elestirmeye hicbir hakki yoktur) insanlara, turkiye buyuk millet meclisi’ne ve hukumete muhtira veriyor. hadi bu insanlar, askerler bu cumhuriyeti kuran zumre asker kokenli oldugu icin kendilerini secilmislerden ustun goruyolar, peki bu milletin insanlari, demokrasiye inanlari, aydinlari neden sessiz kaliyolar? neden bi tane savci cikip da asker boyle bir aciklamayla siyasete dogrudan mudahale ediyor deyip sorusturma acmiyo? neden siyasi partiler bu konuda birlesip de kendi varoluslarina karsi cikan bu aymazlar ordusuna karsi bir aciklama yapmiyor?

cunku secimle basa gelemiycegini bilen kendini milletten daha millet zanneden chp gibi gerici zihniyetler askerin bu cikisindan medet umuyor. ama zavallilar bu durumun kendi varoluslariyla celistiginin farkinda diil. askerin siyaseti yonettigi bi toplumda o zaman neden secimler yapiliyor? neden siyasi partiler var? kapatin chp’yi de o zaman, kuvvet komutanlari toplasip secsin kim basa gelicek chp’nin merkez yonetim kuruluyla birlikte. var mi boyle bisiy ya? deli olmak isten diil!

hadi diger siyasi partileri de gectim. onlarin amaci sonunda iktidar! guc! bazilari da o kadar prensipsiz ki bu gucu nasi elde ettiklerinin bi onemi yok onlar icin. bundan 50 yil sonra tarihimizin kapkara bi donemi olarak anicagimiz bu gunleri muzaffer komutan edasiyla geciriyolar. peki haftalardir laiklik falan gibi bahanelerle milyonlari hareketlendirdiklerini iddia eden sivil toplum orgutleri nerde? akp’li cumhurbaskani olmasin diye haftalardir meydanlari dolduran bu adamcagizlar acaba farkinda degil midirler ki ordunun yonettigi bi turkiye’de kimseyi secmek mumkun olmiycaktir! ordu’nun boyle bir yetkisinin olmadigini onlara hatirlatmak icin neden bi yuruyus duzenlemez acaba pek sivil toplum orgutlerimiz? yoksa acaba zaten haftalardir toplasan kalabaligi iten gorunmez guc, bi elinde de silah mi tutmaktadir? ordu yonetime el koyarsa, gectigimiz bi kac haftayi toplumdaki huzursuzluk olarak, chp’nin cumhurbaskani secimini anayasa mahkemesine goturmesini ise siyasilerin ulkeye yonetmekten aciz  olduklarina isaret olarak gosterecek ve anayasal gorevlerini yerine getirdiklerini iddia edecektir.

bunu gormek, darbenin gum gum diyerek geldigini gormek bu kadar mi zordur acaba yoksa bu ulkede sesini cikarabilen azinlik, ulkeyi kendisinin sevmedigi biri yonetecigine demokrasinin yok olmasini mi tercih eder? o ufak, iktidar hirsi yuzundan dunyayi goremeyen azinlik hangi nedenle olursa olsun bu yasananlara carenin hukumetin derhal erken secime gitmesinde ve tabi ki abdullah gul’un cumhurbaskanligi adayligindan cekilmesinda olduguna inaniyor. bence cozum bu diil. bence cozum ordunun basa gelmesini istemeyen, onlara gorevlerini ve yetkilerini hatirlatmak isteyen ama sesini ya nasi duyurucagini bilmeyen ya da duyurmaktan cekinen azinligin sokaklara cikmasidir. bence meclisi icinde temsil edilen partiler yuzunden diil, meclisin temsil ettigi  demokrasi, ozgurluk, hukuk gibi degerler yuzunden korumaliyiz! iktidar partisi sizin begendiginiz bir parti olmayabilir, yaptiklarindan hoslanmiyor olabilirsiniz, ama onlardan kurtulmanin yolu askeri bir darbe olamaz hicbir zaman. secim sistemi icinde icraatlarindan hoslanmadiginiz partiye oy vermemektir tek yontem. unutmayin, bugun sizin sevmediginiz bir partiyi yonetimden uzaklastirmak isteyen ordu, yarin sizin oy verdiginiz partiyi yonetimden uzaklastirmak istiycektir.

sakin ordu’nun laikligin bekcisiyiz falan gibi soylemlerine kanmayin. ayni ordu 27 Mayis’ta islam korkusuyla, bu ulkenin zamanki secilmis basbakani Adnan Menderes’i de asarak, 12 Eylul’de sosyalizm korkusuyla bu sefer en fazla eziyeti solculara cektirerek, ve hatta bugun yine ordunun karsi ciktigi imam hatip liselerini guclendirerek zamanin hukumetlerini devirmistir. yani ordu her zaman kendi gucunu saglamlastiracak bir bahane bulmustur cumhuriyet kurulali beri. once islam, sonra sosyalizm, sonra yine islam… hep bizi biseylerden korkuttular ve korkumuzu kendi guclerini saglamlastirmakta kullandilar. bu gidisi degistirmek icin, gozumuzu acmamiz ve sokaca cikip bagirmaktan cekinmememiz yeterli!

askeri sonsuza dek siyasetin disinda tutmak, yerlerini hatirlatmak icin ne gerekiyorsa, (sivil eylemler yaninda, halkindan guc alan parlemento da yasal duzenlemelerle askeri daha iyi kontrol altina alabilir) o partiyi veya bu partiyi sevdigimiz icin diil, cok partili demokratik yasami sevdigimiz icin hemen, simdi, hic tereddut etmeden yapmaliyiz!

bu yazi bu durumun bende yarattigi nefret, kizginlik, uzuntu ve umut/suzluk duygularinin orataya cikardigi bir yardim cagrisidir! bu ulkeye, bu ulkenin vatandaslarina inanmak istememin bi sonucudur! okuyan olursa eger, ne dusundugunuzu gercekten cok merak ediyorum. boyle dusunen tek kisinin ben olmadigimi bilmeye, ulkemi sevmeye, ulkeme inanmaya devam etmek icin gercekten cok ihtiyacim var!